Deprem
D E P R E M
Yıl, iki bin Yirmi Üç…
Altı Şubat, sıfır dört, on yedi,
Yer- gök binlerin feryadı ile inledi.
Merkez üssü Pazarcık’ta olan bir deprem,
Ardından mateme boğuldu cümle âlem.
Yerle bir etti vurdu, Elbistan, Maraş’ı,
Masumların inlemesi titretti Arş’ı.
Önce imdat çığlıkları, sonra inlemeler ve… Sükût,
Gel ey gönül, varsa imkân, sen bu feryatları unut.
Genç-ihtiyar, kadın-erkek, çocuk-bebek,
Düştüler, toprağın kara bağrına tek tek.
Hüseyin, Ali, Cumali, Fatih, İdris, Umut ve Nuriler,
Daha binlerce fidan, şehadet şerbetini içtiler.
Gitti uykudaki iniltileriyle elli bin CAN,
Gel de iman olmadan, bu acıya dayan.
Seferber oldu, yediden yetmişe herkes,
Bulunur mu acaba daha tükenmedik bir nefes.
Ana kucağı gibi sahi, topraktan mezarlar,
Konuşmaz, ebedi dargınlar yan yana yatarlar.
Sun’i sınırlarını tanımadı beşerin, vurdu Suriye’ye,
Düşürdü firkat ateşini, bölgedeki her haneye.
Öyle bir ateş ki; yaktı geçti evi-otağı,
Silindi haritadan İslâhiye ve Nurdağı.
Yıkıldı gitti, barış ve huzurun kenti Adıyaman,
Binlerce yıllık tarihi eserleri oldu yerlerde viran.
Yıktı beni, metruk meskenlerin hali, ey Vadi’ul-Eman,
Düğümlendi nefesim, yutkunamadım, ah Adıyaman.
Hani Ulu Cami, Karakuş Tümülüsü, eski Kâhta kalesi,
Bu acıda senden geri kalmadı Gölbaşı, Kâhta, Besni.
Ey her tarafı tarih kokan, medeniyetin beşiği şehir,
Cenaze mi kesildin? Kalk hele bana ses ver.
Seninle aynı kaderi paylaştı Osmaniye, Hatay,
Sağlam bir şey bırakmadı yerde bu meş’um fay.
Neylersin ki; dünya bu, emir Allah’ın,
Müminsen boşa gitmez bu çektiğin ve ahın.
Ölümüzde büyük deprem, o gün ‘ma leha’ diyecek insan,
Gel, fırsat eldeyken tedbirini al, Rabbini an.